AİLE HUKUKU
Yoksulluk Nafakası: Şartlar ve Kaldırılma
Giriş
TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA YOKSULLUK NAFAKASI: TEORİ, UYGULAMA VE GÜNCEL İÇTİHATLAR IŞIĞINDA DEĞİŞEN KOŞULLARIN ANALİZİ Giriş: Aile Hukukunda Boşanma Sonrası Dayanışma İlkesi ve Yoksulluk Nafakasının Temelleri Türk Medeni Hukuku sistematiği içerisinde, evlilik birliğinin sona ermesi yalnızca şahsi hallerin değişmesi sonucunu doğurmaz; aynı zamanda taraflar arasında evlilik süresince kurulan ekonomik dengenin yeniden tanzim edilmesini zorunlu kılar.
Bu ekonomik tanzimin en tartışmalı ve hukuki sonuçları en uzun sürece yayılan enstrümanı şüphesiz "Yoksulluk Nafakası" kurumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 175. maddesinde düzenlenen bu kurum, anayasal bir temel olan "Sosyal Devlet" ilkesinin özel hukuk ilişkilerine yansıması olarak kabul edilmekle birlikte, esasen "boşanma sonrası dayanışma" (post-marital solidarity) teorisine dayanmaktadır.
Yoksulluk nafakası, evlilik birliği içerisinde belirli bir hayat standardına kavuşmuş olan eşin, boşanma neticesinde bu standardı kaybetmesi ve "yoksulluk" olarak tanımlanan ekonomik acz haline düşmesi durumunda, diğer eşin mali gücü oranında ve kural olarak süresiz şekilde sağladığı maddi destektir. 1 Bu rapor, yoksulluk nafakasının hükmedilme şartlarını, hukuki niteliğini ve özellikle son yıllarda yargı içtihatlarında meydana gelen köklü değişiklikler ekseninde; "gelir değişikliği" (asgari ücretli işe başlama, işsizlik, gelir artışı) ve "medeni hal değişiklikleri" (yeni evlilik, fiili birliktelik) durumlarının nafakaya etkisini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin 2024-2026 dönemi kararları ışığında, bir hukukçunun ihtiyaç duyacağı tüm teknik detayları içerecek şekilde, kapsamlı ve derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır.
Rapor, mevzuatın lafzından ziyade, uygulamadaki dinamiklere ve Yargıtay'ın değişen bakış açısına odaklanarak, hukuk uygulayıcıları için bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır. I. Yoksulluk Nafakasının Maddi Hukuk Bakımından Şartları ve Hukuki Niteliği Yoksulluk nafakası, klasik borçlar hukuku anlamında bir "borç" ilişkisinden öte, aile hukukunun kendine özgü karakteristiğini taşıyan, ahlaki ve sosyal temelleri baskın bir yükümlülüktür.
Bu yükümlülüğün doğumu, kanun koyucu tarafından belirli ve kümülatif şartların varlığına bağlanmıştır. 1.1. Boşanma Yüzünden Yoksulluğa Düşme Olgusu TMK m. 175'in lafzı açıktır: "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf...". Burada kanun koyucu, yoksulluk kavramını tanımlamamış, bu hususu hakimin takdir yetkisine ve Yargıtay'ın içtihat birikimine bırakmıştır.
Yargıtay yerleşik içtihatlarında yoksulluğu; "yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmama hali" olarak tanımlamaktadır. 2 Ancak bu tanım, statik bir yoksulluk (mutlak yoksulluk) kavramından ziyade, evlilik birliğinin sağladığı refah düzeyi ile boşanma sonrası durumun karşılaştırılmasına dayanan "nispi yoksulluk" anlayışını yansıtmaktadır.
Yani, kişi boşanma ile birlikte mevcut hayat standardını fahiş oranda kaybedecekse ve kendi gelirleri ile bu standardı yakalaması mümkün değilse, yoksul kabul edilir. Ancak ilerleyen bölümlerde detaylandırılacağı üzere, bu "nispi" yaklaşım, son yıllarda yerini "mutlak" ekonomik yeterlilik kriterlerine bırakmaya başlamıştır. 4 1.2. Kusur Dağılımının Kritik Rolü Yoksulluk nafakasının en belirleyici şartlarından biri "kusur" unsurudur.
TMK m. 175, nafaka talep eden eşin kusurunun, nafaka yükümlüsü eşten "daha ağır olmamasını" şart koşar. ● Eşit Kusur Halinde Nafaka: Tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu bulunması durumunda, her iki taraf da diğer şartları taşıyorsa (yoksulluk) nafaka talep edebilir. Eşit kusur, nafakaya engel değildir. 1 ● Kusursuzluk Karinesi: Nafaka yükümlüsünün (borçlunun) kusurlu olması şart değildir.
Davalı eş, boşanmada tamamen kusursuz olsa dahi, eğer mali gücü yerindeyse ve diğer eşin kusuru daha ağır değilse (örneğin diğer eş de kusursuzsa veya az kusurluysa), nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir. 1 Bu durum, yoksulluk nafakasının bir "tazminat" değil, bir "sosyal yardım" ve "dayanışma" kurumu olduğunun en net göstergesidir. ● Ağır Kusur Engeli: Talep eden eşin, evlilik birliğinin sarsılmasında "tam kusurlu" veya diğer eşe oranla "ağır kusurlu" olması (örneğin sadakatsizlik, hayata kast, terk vb.), yoksulluğu ne kadar derin olursa olsun nafaka hakkını ortadan kaldırır. 1.3. "Süresiz" İbaresinin Hukuki ve Sosyolojik Analizi Türk hukukunda 1988 yılına kadar yoksulluk nafakası "bir yıl" ile sınırlı iken, 3444 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle "süresiz olarak" ibaresi getirilmiştir. 1 Bu değişiklik, o dönemde özellikle boşanma sonrası korumasız kalan kadınların mağduriyetini gidermeyi amaçlamıştır.
Ancak "süresiz" kavramı, uygulamada ve doktrinde en çok yanlış anlaşılan hususlardan biridir. Süresizlik, nafakanın "ömür boyu" devam edeceği anlamına gelmemekte; başlangıçta bir bitiş tarihinin belirlenmediğini ifade etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireler, bu kavramı "yoksulluk devam ettiği müddetçe" şeklinde yorumlamaktadır. 5 Yani yoksulluk hali ortadan kalktığında, nafaka da sona erdirilebilir.
Buna rağmen, kamuoyunda oluşan "ömür boyu nafaka" algısı, nafaka yükümlüleri üzerinde ciddi bir psikolojik ve ekonomik baskı oluşturmakta, bu da kanun koyucuyu ve yargı mercilerini daha sıkı kriterler aramaya itmektedir. II. Gelir Değişikliği ve Nafakanın Uyarlanması: Asgari Ücret Paradigması Nafaka ilişkisi, doğası gereği dinamik bir süreçtir. Karar tarihindeki ekonomik koşulların, ilerleyen yıllarda değişmesi kaçınılmazdır.
TMK m. 176/4, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebileceğini hükme bağlar. 6 Bu kapsamda en karmaşık ve içtihatların en sık değiştiği alan, nafaka alacaklısının çalışmaya başlaması ve "asgari ücret" olgusudur. 2.1. Nafaka Alacaklısının İşe Girmesi: Yargıtay'ın Değişen Bakış Açısı 2.1.1.
Geleneksel Dönem: "Asgari Ücret Yoksulluğu Ortadan Kaldırmaz" Yakın geçmişe kadar (yaklaşık 2018-2019 öncesi ağırlıklı görüş), Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadı; asgari ücret seviyesindeki bir gelirin, günümüz ekonomik koşullarında bireyi yoksulluktan kurtarmaya yetmeyeceği yönündeydi. Bu görüşe göre, kişi asgari ücretle çalışsa bile, barınma ve iaşe giderleri düşünüldüğünde yoksulluğu devam etmektedir.
Dolayısıyla, çalışan kadına da -miktarı düşük de olsa- yoksulluk nafakası bağlanmalı veya mevcut nafaka kaldırılmamalıdır. 3 2.1.2. Modern Dönem ve "Denk Gelir" İlkesi (2023-2026) Son yıllarda, enflasyonist ortam ve asgari ücretin toplumun "medyan ücreti" haline gelmesiyle birlikte, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Bölge Adliye Mahkemeleri radikal bir içtihat değişikliğine gitmiştir.
Güncel kararlarda şu kriterler öne çıkmaktadır: ● Denk Gelir Kuralı: Eğer boşanma davasında her iki taraf da (davacı ve davalı) asgari ücretle çalışıyorsa veya gelirleri birbirine denk ise, mahkemeler yoksulluk nafakası talebini reddetmektedir. 2 Gerekçe olarak; "Tarafların gelirleri birbirine denktir, erkeğin kadına nafaka ödemesi erkeği yoksulluğa düşürecektir ve hakkaniyete aykırıdır" denilmektedir. ● Çalışan Kadın ve Nafaka Reddi: Yargıtay'ın 2024 tarihli onama kararlarında, düzenli ve sürekli bir işe giren, asgari ücret seviyesinde gelir elde eden kadınların yoksulluk nafakası taleplerinin reddedildiği görülmektedir.
Mahkeme, "kadının çalışıyor olmasını" yoksulluk şartının oluşmadığına karine saymaktadır. 7 Bu durum, "sosyal devlet korumacılığından", "bireysel ekonomik sorumluluk" ilkesine geçişi simgelemektedir.
Gelir Durumu (Davacı / Davalı) Geleneksel Yargıtay Görüşü (Eski) Güncel Yargıtay ve BAM Eğilimi (2024-2026) Kadın: Çalışmıyor / Erkek: Nafaka verilir (cüzi miktar) Nafaka verilir (erkeğin Asgari Ücret durumuna göre) Kadın: Asgari Ücret / Erkek: Asgari Ücret Nafaka verilir (yoksulluk bitmez) REDDEDİLİR (Denk gelir ilkesi) 2 Kadın: Asgari Ücret / Erkek: Yüksek Gelir Nafaka verilir Nafaka verilir (Ancak miktar sınırlı olabilir) Kadın: Sonradan İşe Girdi (Asgari Ücret) Nafaka azaltılarak devam eder Somut olaya göre tamamen KALDIRILABİLİR 8 2.2.
Nafaka Yükümlüsünün Gelir Kaybı: İşsizlik Savunması Nafaka borçlusunun (genellikle erkeğin) işsiz kalması, nafakanın kaldırılması için tek başına yeterli bir sebep olarak görülmemektedir. Yargıtay, "çalışma gücü ve potansiyeli" kavramına odaklanmaktadır. ● İradi İşsizlik: Eğer yükümlü, kendi isteğiyle işten ayrılmışsa veya çalışabilecek durumda olduğu halde (genç, sağlıklı) çalışmıyorsa, bu durum "kötü niyet" olarak değerlendirilir ve nafaka yükümlülüğü aynen devam eder. Yargıtay 3.
Hukuk Dairesi, işsizlik olgusunun nafaka yükümlüsünü borçtan kurtarmayacağına hükmetmiştir. 9 ● Gayri İradi Acz Hali: Ancak, yükümlünün elinde olmayan sebeplerle (ağır hastalık, kaza, maluliyet) çalışma gücünü tamamen kaybetmesi durumunda, nafakanın kaldırılması mümkündür. ● Geçici İşsizlik ve Azaltım: Yükümlü işsiz kalmışsa ancak iş bulma ihtimali varsa, mahkemeler genellikle nafakanın tamamen kaldırılması yerine, belirli bir süre için veya kalıcı olarak azaltılmasına (tenkis) karar verebilir. 8 2.3.
Enflasyon ve Döviz Cinsinden Nafakaların Uyarlanması Ekonomik istikrarsızlık dönemlerinde, nafakanın belirlendiği tarihteki alım gücü ile ödeme tarihindeki alım gücü arasında fahiş farklar oluşabilir. ● ÜFE/TÜFE Artışı: Mahkemeler artık standart olarak nafakanın her yıl ÜFE veya TÜFE oranında artırılmasına karar vermektedir. 7 ● Dövizli Nafakalar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12 Şubat 2026 tarihli kararı, 18 yıl gibi uzun süre önce döviz cinsinden hükmedilen nafakaların, kur artışının fahiş boyutlara ulaşması durumunda, "işlem temelinin çökmesi" ilkesi uyarınca uyarlanması (TL'ye çevrilmesi veya dengelenmesi) gerektiğine işaret etmiştir. 10 Bu, "ahde vefa" (sözleşmeye bağlılık) ilkesinin, aşırı ifa güçlüğü karşısında esnetilebileceğinin güncel bir örneğidir.
III. Medeni Hal Değişiklikleri ve Nafakanın Sona Ermesi Yoksulluk nafakası, alacaklının medeni halindeki değişikliklere karşı son derece duyarlıdır. TMK m. 176, bu değişiklikleri iki ana kategoride ele alır: Kendiliğinden sona erme ve mahkeme kararı ile kaldırma. 3.1.
Yeniden Evlenme: İnfisah (Kendiliğinden Sona Erme) Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi durumunda, yoksulluk nafakası kanun gereği ( ipso jure ) kendiliğinden ortadan kalkar. 2 ● Mekanizma: Bu sona erme için ayrıca bir mahkeme ilamına gerek yoktur.
Evlenme olayı gerçekleştiği anda nafaka hakkı düşer. ● İcra Uygulaması: Eğer nafaka için icra takibi yapılıyorsa, borçlu tarafın Nüfus Müdürlüğü'nden alacağı "Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği"ni icra dairesine sunması, takibin durdurulması ve nafakanın iptali için yeterlidir. ● Yükümlünün Evlenmesi: Önemle belirtilmelidir ki, nafaka yükümlüsünün (borçlunun) yeniden evlenmesi nafakayı kendiliğinden sona erdirmez.
Ancak yeni evlilikle birlikte artan hane halkı giderleri (yeni eş, yeni çocuklar), nafakanın azaltılması davası için haklı bir gerekçe oluşturabilir. 3.2. Fiilen Evliymiş Gibi Yaşama: Kanuna Karşı Hile ve İspat Sorunu TMK m. 176/3, nafaka alacaklısının "evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması" halini, nafakanın kaldırılması sebebi saymıştır.
Bu düzenleme, nafaka alacaklısının, sırf nafakası kesilmesin diye resmi nikah kıymaktan kaçınarak (hülle yaparak) üçüncü bir kişiyle hayatını birleştirmesi durumunu engellemeyi amaçlar. 11 ● İspat Külfeti: Bu iddiayı ispat yükü, nafakayı kaldırmak isteyen davacıdadır (borçlu). İspat, Türk yargı pratiğinde oldukça zordur. ● Yargıtay Kriterleri: Yargıtay, bu maddenin uygulanabilmesi için ilişkinin şu nitelikleri taşımasını arar: 1.
Süreklilik: Kısa süreli, geçici ilişkiler veya hafta sonu birliktelikleri bu kapsama girmez. 2. Ortak Konut: Tarafların sürekli olarak aynı evi paylaşması. 3. Ekonomik Birlik: Tarafların gelir ve giderlerini birleştirmesi, mutfak masraflarının ortak olması. 4.
Toplumsal Algı: Çevre, komşular ve sosyal çevre tarafından karı-koca gibi algılanmaları. ● Deliller: Polis araştırması (adres tespiti), site/apartman yönetimi kayıtları, tanık beyanları, otel kayıtları ve sosyal medya paylaşımları en sık kullanılan delillerdir. Mahkemece bu durum tespit edildiğinde, nafakanın kaldırılmasına karar verilir ve bu karar, dava tarihinden itibaren hüküm doğurur. 4 3.3.
Haysiyetsiz Hayat Sürme Nafaka alacaklısının "haysiyetsiz hayat sürmesi" de bir kaldırma sebebidir. "Haysiyetsiz hayat" kavramı, toplumun genel ahlak anlayışına ağır biçimde aykırı düşen, onur kırıcı ve sürekli yaşam tarzını ifade eder (örneğin; randevu evi işletmek, uyuşturucu ticareti yapmak vb.). Tekil sadakatsizlik eylemleri veya toplumun bir kesimince hoş görülmeyen yaşam tarzları (tek başına alkol kullanımı, gece hayatı vb.) bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Yargıtay, haysiyetsizliğin "yaşam tarzı haline gelmesini" ve "sürekliliğini" şart koşar. 12 IV. Usul Hukuku: Dava Açma Süreci, Yetki ve Yargılama Giderleri Nafaka talepleri ve değişiklik davaları, usul hukuku açısından belirli kurallara tabidir. Hata yapılması, hak kayıplarına yol açabilir. 4.1.
Görevli ve Yetkili Mahkeme ● Görevli Mahkeme: Yoksulluk nafakası ile ilgili tüm davalarda (ilk talep, artırım, azaltım, kaldırma) görevli mahkeme, uzmanlık mahkemesi olan Aile Mahkemesi dir. 2 Aile Mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. ● Yetkili Mahkeme (İlk Davadan Sonra): Boşanma davası bittikten sonra açılacak müstakil nafaka davalarında yetki, TMK m. 177 ile özel olarak düzenlenmiştir.
Buna göre, yetkili mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi dir. 13 ○ Gerekçe: Kanun koyucu, ekonomik olarak daha zayıf durumda olan nafaka alacaklısını (genellikle kadını) korumak ve dava açmasını kolaylaştırmak istemiştir. ○ Seçimlik Hak: Ancak bu yetki "kesin yetki" değildir. Davacı isterse davalının yerleşim yerinde de dava açabilir (HMK genel yetki). ● Nafaka Kaldırma Davalarında Yetki Sorunu: Nafakanın kaldırılması davasını genellikle nafaka borçlusu açar.
Bu durumda davalı, nafaka alacaklısıdır. TMK 177'nin lafzı ve koruma amacı gereği, nafaka borçlusu davayı, alacaklının (davalının) yerleşim yerinde açmak zorundadır. 14 Borçlunun kendi ikametgahında açtığı davalarda, davalı yetki itirazında bulunabilir. 4.2.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler ● Talep Süresi (1 Yıl): Boşanma davası kesinleştikten sonra, boşanma davasında istenmemiş olan yoksulluk nafakası sonradan istenecekse, bu davanın boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde açılması zorunludur (TMK m. 178). Bu süre, zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir; hakim tarafından resen dikkate alınır. 2 ● İlamın Zamanaşımı (10 Yıl): Mahkemece hükmedilen nafaka kararı, bir ilamdır.
İlamlar, son işlem tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (İİK m. 39). Ancak nafaka "periyodik" (aylık) bir edim olduğu için, her ayın nafaka alacağı o ay muaccel olur ve kendi 10 yıllık zamanaşımına tabi olur. Yani 10 yıl önceki karar zamanaşımına uğrasa bile, son ayların nafakası istenebilir. 3 ● Değişiklik Davaları: Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davaları için bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı yoktur.
Koşullar değiştiği her an (boşanmadan 20 yıl sonra bile) açılabilir. 17 4.3. Harç, Vekalet Ücreti ve Yargılama Giderleri Nafaka davaları, konusu para ile ölçülebilen davalar olduğu için nispi harca tabidir. ● Harç Hesabı: Yargıtay uygulamasına göre, dava değeri "bir yıllık nafaka bedeli" (veya talep edilen artış/azalış miktarının yıllık tutarı) olarak kabul edilir. 18 ○ Örnek: Aylık 1.000 TL nafakanın kaldırılması isteniyorsa, dava değeri 12.000 TL'dir.
Harç, bu tutar üzerinden (2026 yılı için binde 68,31 oranında) hesaplanır ve dörtte biri peşin alınır. 19 ● Vekalet Ücreti: Davanın kabulü veya reddi halinde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hesaplanan vekalet ücretine hükmedilir. Nafakanın kaldırılması davasını kaybeden borçlu, hem kendi avukatına hem de karşı tarafın avukatına ücret ödemek zorunda kalabilir. V. Kritik Analiz ve Gelecek Projeksiyonu 5.1.
Yoksulluk Kriterinin Sosyolojik Dönüşümü Türk hukukunda yoksulluk nafakası, tarihsel olarak "koruyucu sosyal politika" aracı olarak kullanılmıştır. Ancak 2024 ve 2026 yıllarındaki içtihatlar, bu yaklaşımın "bireysel ekonomik bağımsızlık" lehine aşındığını göstermektedir.
Yargıtay'ın, özellikle genç, eğitimli ve çalışabilir durumdaki eşlere "ömür boyu nafaka" bağlanması konusunda giderek daha isteksiz davrandığı gözlemlenmektedir. "Süresiz nafaka" kavramı, yerini uygulamada "koşullu ve denetimli süresizliğe" bırakmaktadır. 5.2.
Nafaka Hapsi ve Ödeme Güçlüğü Yoksulluk nafakasının ödenmemesi, İcra ve İflas Kanunu'na göre "tazyik hapsi" (disiplin hapsi) ile cezalandırılır. 3 Bu durum, işsiz kalan veya geliri düşen nafaka borçluları için büyük bir risk oluşturmaktadır. Hukuk sistemi, bu riski bertaraf etmek için "uyarlama/azaltma" davasını tek çıkış yolu olarak sunmaktadır. Borçlu, ödeme gücünü kaybettiği anda derhal dava açmazsa, ödeyemediği nafakalar birikir ve hapis tehdidi ile karşı karşıya kalır. 5.3.
Hukuk Politikası Önerisi: "Süreli Nafaka" Tartışmaları Kamuoyunda sıklıkla tartışılan "nafakanın evlilik süresi ile sınırlandırılması" (örneğin evlilik süresi kadar nafaka ödenmesi) yönündeki yasal düzenleme talepleri henüz yasalaşmamıştır. Mevcut durumda hakimler, yasal değişiklik olmasa bile, takdir yetkilerini kullanarak (örneğin tazminatı artırıp nafakayı reddederek veya toptan ödeme 5 kararı vererek) fiili çözümler üretmeye çalışmaktadır.
Toptan ödeme (örneğin 200.000 TL toplu para), taraflar arasındaki ekonomik bağı tamamen kopardığı için, özellikle kısa süreli evliliklerde "nafaka prangası" algısını yıkmak için etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Sonuç Yoksulluk nafakası, Türk hukukunun en dinamik ve sosyolojik değişimlere en açık alanlarından biridir. Mevcut hukuki çerçeve ve güncel Yargıtay kararları ışığında ulaşılan temel sonuçlar şunlardır: 1.
Süresizlik Mutlak Değildir: Nafaka kararları kesin hüküm teşkil etmez; değişen koşullara göre her zaman uyarlanabilir. 2. Çalışma Olgusu Belirleyicidir: Eskiden asgari ücretle çalışmak nafakaya engel değilken, günümüzde "denk gelir" veya "yoksulluğu kaldıran gelir" gerekçesiyle nafakanın reddedilmesine veya kaldırılmasına yol açabilmektedir. 3.
Yeni Evlilik Kesin Sondur: Nafaka alacaklısının evlenmesi nafakayı derhal bitirirken, "fiili evlilik" iddiasının ispatı zorlu bir hukuk mücadelesini gerektirir. 4. Zamanlama Kritiktir: Boşanmadan sonra nafaka istemek için 1 yıllık süre, nafakanın kaldırılması davası açmak için ise koşulların değiştiği an (gecikmeksizin) harekete geçmek esastır.
Hukuk uygulayıcılarının, müvekkillerini bilgilendirirken artık sadece "yoksulluk" kavramına değil, tarafların yaş, eğitim, çalışma potansiyeli ve gelir dengesi gibi parametrelere bütüncül yaklaşmaları; 2024-2026 yıllarındaki "daraltıcı yorum" eğilimini dikkate almaları gerekmektedir.
Profesyonel Hukuki Destek Alın
Uzman avukatlarımızla görüşmek için hemen iletişime geçin.
Ücretsiz Danışmanlık AlınYasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her olay kendine özgü koşullar taşır. Somut durumunuz için mutlaka bir avukata danışınız.
