Aldem Law Logo

TİCARET HUKUKU

Ticari Davalar ve Asliye Ticaret

Yazar: Aldem LawOkuma: 18 dakika
Ticari Davalar ve Asliye Ticaret

Giriş

Türk Ticaret Hukukunda Dava Türleri, Görevli Mahkeme ve Yargılama Usul Esasları: Teorik ve Pratik Kapsamlı Bir İnceleme Giriş: Ticari Yargının Hukuk Sistemindeki Yeri ve Önemi Modern ekonomik düzenin temel taşı olan ticaret hukuku, sadece mal ve hizmet değişimini düzenleyen kurallar bütünü olmanın ötesinde, ekonomik kamu düzenini, işlem güvenliğini ve ticari hayatın gerektirdiği sürati teminat altına alan bir disiplindir.

Türk hukuk sisteminde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) kabulü ile birlikte, ticari uyuşmazlıkların çözümü, genel hukuk yargılamasından daha keskin çizgilerle ayrılmış, uzmanlaşma ve usul ekonomisi ilkeleri ön plana çıkarılmıştır. Ticari hayatın dinamizmi, uyuşmazlıkların çözümünde "basiretli iş adamı" gibi sübjektif ancak profesyonel standartların uygulanmasını, ispat hukukunda ticari defter ve kayıtların belirleyiciliğini ve yargılama usulünde seri hareket edilmesini zorunlu kılar.

Bu bağlamda, "Ticari Dava" kavramı, hukukumuzda sadece bir tasnif aracı değil, davanın açılacağı mahkemeden (görev), uygulanacak yargılama usulüne (basit/yazılı), ispat araçlarından (senet/defter), alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına (zorunlu arabuluculuk) kadar uzanan geniş bir hukuki rejimin anahtarıdır.

Bu rapor, hukukçular, akademisyenler ve ticari hayatın aktörleri için, 2026 yılı itibarıyla güncellenen parasal sınırlar, değişen Yargıtay içtihatları ve doktrinel tartışmalar ışığında, ticari dava türlerini, Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanını ve yargılama usullerini tüm boyutlarıyla, akademik bir titizlik ve pratik bir bakış açısıyla ele almayı amaçlamaktadır.

Özellikle son dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla menfi tespit davalarında yaşanan eksen kayması, dava şartı arabuluculuk kurumunun kapsamını genişletmiş ve usul hukukunda yeni stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Raporumuzda, mutlak ve nispi ticari dava ayrımları, tacir sıfatının dava türüne etkisi, görev kurallarının kamu düzeniyle ilişkisi ve 2026 yılına özgü parasal eşikler detaylandırılacaktır.

Bölüm I: Ticari Davanın Temeli Olarak "Tacir" Sıfatı ve Ticari İşletme Ticari davaların sınıflandırılmasında, özellikle "Nispi Ticari Dava" kategorisinin anlaşılabilmesi için, öncelikle davanın süjeleri olan tarafların hukuki statüsünün, yani "Tacir" sıfatının netleştirilmesi elzemdir. Zira Türk Ticaret Kanunu, bir uyuşmazlığın ticari sayılabilmesi için birçok durumda "her iki tarafın da tacir olması" şartını aramaktadır. 1 1.1.

Gerçek Kişi Tacirler Türk Ticaret Kanunu'nun sistematiğinde tacir sıfatı, bir ticari işletmenin varlığına ve bu işletmenin işletilmesine bağlanmıştır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Burada önem arz eden husus, "işletme" fiilidir. Bir kimsenin tacir sayılabilmesi için, işletmenin fiilen faaliyete geçmiş olması veya faaliyete geçtiğinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi ya da halka duyurulması yeterlidir.

Hukukumuzda tacir sıfatının kazanılması için ticaret siciline kayıt kurucu değil, bildirici (açıklayıcı) bir etkiye sahiptir. Ancak tacir sıfatının sonuçları (iflasa tabi olma, basiretli davranma yükümlülüğü vb.) sicile kayıtla değil, ticari faaliyetin fiilen başlamasıyla doğar. Önemli bir detay olarak, küçük sanat ve zanaat erbabı (esnaf) ile tacir ayrımı, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen parasal limitlere göre yapılır.

Esnaf işletmesi sınırlarını aşan düzeyde gelir sağlayan işletmeler ticari işletme sayılır ve sahipleri tacir sıfatını kazanır.1 1.2. Tüzel Kişi Tacirler Ticari hayatta davanın tarafları çoğunlukla tüzel kişilerdir. TTK'ya göre ticaret şirketleri (Anonim, Limited, Kollektif, Komandit ve Kooperatif şirketler) tüzel kişi tacirdirler. Bu şirketlerin ticari dava ehliyeti, tüzel kişiliklerini kazandıkları (ticaret siciline tescil edildikleri) andan itibaren başlar.

Bununla birlikte, ticari işletme işleten dernekler ve vakıflar da tacir sıfatını haiz olabilirler. Kamu yararına çalışan dernekler dahi olsa, bir ticari işletme işletmeleri durumunda, o işletme yönünden tacir sıfatını kazanırlar ve dolayısıyla taraf oldukları uyuşmazlıklar "nispi ticari dava" kapsamında değerlendirilebilir.

Kamu tüzel kişileri (Devlet, İl Özel İdaresi, Belediye vb.) tarafından kurulan ve özel hukuk hükümlerine göre yönetilen veya ticari şekilde işletilen teşekküller de tacir sayılırlar. Bu durum, belediyelerin iktisadi teşekkülleriyle (BİT) olan uyuşmazlıkların idari yargıda değil, adli yargıda ve çoğu zaman ticaret mahkemelerinde görülmesinin temelini oluşturur.1 1.3.

Tacir Olmanın Hukuki ve Usuli Sonuçları Bir tarafın tacir olması, ticari davanın niteliğini doğrudan etkileyen şu sonuçları doğurur: ● İflasa Tabi Olma: Tacirler her türlü borçları (ticari veya adi) için iflasa tabidir. ● Basiretli İş Adamı Gibi Davranma: Tacir, ticari faaliyetlerinde objektif bir özen yükümlülüğü altındadır.

Bu yükümlülük, sözleşmelerin yorumlanmasında ve kusur sorumluluğunun belirlenmesinde hakimin takdir yetkisini sınırlar. 1 ● Ticari Örf ve Adet: Ticari davalarda, hakkında yasal hüküm bulunmayan hallerde ticari örf ve adet uygulanır. ● İhbar ve İhtarların Şekli: Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek, sözleşmeyi feshetmek veya dönmek amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların noter, iadeli taahhütlü mektup, telgraf veya güvenli elektronik imza (KEP) ile yapılması geçerlilik şartıdır (TTK m. 18/3). 1 Bu şekil şartı, ispat hukuku açısından ticari davalarda kritik bir öneme sahiptir.

Bölüm II: Ticari Dava Türlerinin Detaylı Tasnifi (Mutlak ve Nispi Ayrımı) Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi, ticari davaları "Mutlak Ticari Davalar" ve "Nispi Ticari Davalar" olmak üzere iki ana kategoride düzenlemiştir. Bu ayrım, davanın taraflarının kimliğine bakılıp bakılmayacağı esasına dayanır. 2.1.

Mutlak Ticari Davalar (Yasa Gereği Ticari Sayılan Davalar) Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına veya uyuşmazlığın bir ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, sırf kanun hükmü gereği ticari sayılan davalardır. Yasa koyucu, bu davaların konusunun doğası gereği ticari uzmanlık gerektirdiğini kabul etmiştir. 3 TTK m. 4/1'de sayılan altı bent (a-f), bu davaların sınırlarını çizer. 2.1.1.

TTK'da Düzenlenen Hususlardan Doğan Davalar (TTK m. 4/1-a) Bu kategori, ticaret hukukunun en geniş alanını kapsar. 6102 sayılı Kanun'un altı kitabında yer alan herhangi bir maddeye dayanan dava, mutlak ticari davadır. ● Ticari İşletme Hukuku: Ticaret unvanının korunması, haksız rekabet davaları (taraflar tacir olmasa bile, örneğin iki serbest meslek erbabı arasında olsa dahi), ticari defterlerin ibrazı, cari hesap sözleşmeleri, acentelik ilişkileri. ● Şirketler Hukuku: Anonim ve Limited şirketlerin genel kurul kararlarının iptali, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, şirketlerin birleşmesi, bölünmesi, tür değiştirmesi, tasfiyesi.

Bu davalar, şirket tüzel kişiliği ile ortaklar veya yöneticiler arasında geçse dahi, şirketler hukukunun teknik yapısı gereği mutlak ticaridir. 4 ● Kıymetli Evrak Hukuku: Bono (senet), poliçe ve çekten kaynaklanan davalar. Önemle belirtmek gerekir ki, bir borç ilişkisinin temelinde ticari bir işlem olmasa bile (örneğin bir şahsın arkadaşına verdiği borç karşılığında bono alması), bonoya dayalı olarak açılan menfi tespit, istirdat veya alacak davaları mutlak ticari davadır.

Bu durum, Asliye Ticaret Mahkemelerinin iş yükünün önemli bir kısmını oluşturur. ● Taşıma Hukuku: Kara, deniz ve hava yoluyla eşya ve yolcu taşımaları. Taşıyıcının sorumluluğu, ziya ve hasar tazminatları. ● Deniz Ticareti Hukuku: Gemi mülkiyeti, ipoteği, çarter sözleşmeleri, müşterek avarya, kurtarma ve yardım. ● Sigorta Hukuku: Sigorta sözleşmelerinden doğan davalar mutlak ticari davadır.

Ancak , 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, sigorta sözleşmesinin tarafının "tüketici" olması halinde görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu düzenler. Bu nedenle, sigorta hukukunda mutlak ticari dava niteliği, ancak sigortalının tacir olduğu veya sigorta konusunun ticari/mesleki bir amaç taşıdığı (örneğin nakliyat sigortası, işyeri sigortası) durumlarda geçerliliğini korur. Reasürans uyuşmazlıkları da bu kapsamdadır. 4 2.1.2.

Türk Medeni Kanunu Kaynaklı Mutlak Ticari Davalar (TTK m. 4/1-b) TMK'nın 962 ila 969. maddelerinde düzenlenen "rehin karşılığında ödünç verme işi" ile uğraşanlar hakkındaki hükümlerden doğan davalar ticari davadır. Bu düzenleme, rehin mukabili ikraz işlerinin (yasal tefecilik/ikrazatçılık) bir ticari organizasyon gerektirmesi ve finansal piyasaların bir parçası olması nedeniyle ticari yargıya tabi kılınmıştır. 3 2.1.3.

Türk Borçlar Kanunu'nun Belirli Maddelerinden Doğan Davalar (TTK m. 4/1-c) 6098 sayılı TBK'nın genel hükümlerinde veya özel borç ilişkilerinde yer alan bazı sözleşme türleri, ticari hayatla sıkı irtibatı nedeniyle mutlak ticari dava sayılmıştır 4 : ● İşletme Devri ve Birleşmesi (TBK m. 202-203): Bir malvarlığının veya işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devri, ticari hayatın sürekliliği açısından hayati önem taşır.

Bu devirden doğan müteselsil sorumluluk davaları ticaridir. ● Rekabet Yasağı (TBK m. 444, 447): Hizmet sözleşmelerinde işçinin işverene karşı rekabet etmeme borcu. Eğer rekabet yasağı "ticari işletmeyi ilgilendiriyorsa", bu davalar Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. ● Yayım Sözleşmesi (TBK m. 487-501): Eser sahibi ile yayınevi arasındaki ilişkiler.

Yayınevi genellikle tacir olsa da, kanun koyucu yazarın tacir olmadığı hallerde de bu ilişkinin ticari yargıda görülmesini istemiştir. ● Kredi Mektubu ve Kredi Emri (TBK m. 515-519): Bankacılık ve finans hukukunun araçlarıdır. ● Komisyon Sözleşmesi (TBK m. 532-545): Komisyoncu, bir ücret karşılığında kendi adına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak veya taşınır mal alım satımını üstlenen kişidir.

Bu faaliyet ticari bir meslektir. ● Ticari Temsilciler ve Vekiller (TBK m. 547-554): Ticari mümessil, ticari vekil gibi tacir yardımcılarının yetkileri ve sorumluluklarına ilişkin davalar. 2.1.4. Fikri Mülkiyet Hukuku Kaynaklı Davalar (TTK m. 4/1-d) Fikri mülkiyet mevzuatından doğan davalar (marka, patent, endüstriyel tasarım, coğrafi işaretler) mutlak ticari davadır. 6 Ancak burada "İhtisas Mahkemesi" kuralı devreye girer.

Bu davalar için Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri (FSHHM) kurulmuştur. FSHHM'nin bulunduğu yerlerde davalar orada, bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri (FSHHM sıfatıyla) tarafından görülür. TTK'nın bu bendi, FSHHM'nin kurulmadığı dönemlerden kalan veya görev alanının belirlenmesinde atıf yapılan bir norm niteliğindedir. 2.1.5.

Borsa ve Pazar Yerleri (TTK m. 4/1-e) Borsa, sergi, panayır, pazar yerleri, antrepolar ve ticarete özgülenen diğer yerlere ilişkin özel hükümlerden doğan davalar. Bu alanlar, ticaretin toplu ve organize yapıldığı mekanlardır. 2.1.6. Bankacılık ve Finans Mevzuatı (TTK m. 4/1-f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerden doğan davalar.

Bankacılık Kanunu, Finansal Kiralama (Leasing), Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklar mutlak ticaridir. 2.2. Nispi Ticari Davalar (Şarta Bağlı Ticari Davalar) Nispi ticari davalar, davanın ticari niteliğinin tarafların sıfatına ve uyuşmazlığın konusuna bağlı olduğu davalardır. TTK m. 4/1'in giriş cümlesi uyarınca, bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için iki kümülatif şartın gerçekleşmesi gerekir 2 : 1.

Her İki Tarafın da Tacir Olması: Davacı ve davalı tarafın her ikisinin de tacir (gerçek veya tüzel kişi) olması zorunludur. Taraflardan biri tacir değilse (örneğin esnaf veya tüketici), dava nispi ticari dava olamaz. 2. Uyuşmazlığın Her İki Tarafın Ticari İşletmesiyle İlgili Olması: Sadece tacir olmak yetmez; uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinin faaliyet alanı, malvarlığı veya ticari işlemleriyle ilgili olması gerekir.

Pratik Örnek ve Analiz: Bir mobilya üreticisi şirket (Tacir A) ile bir lojistik şirketi (Tacir B) arasında, mobilyaların taşınması sırasında oluşan hasar nedeniyle açılan tazminat davası nispi ticari davadır. Her iki taraf tacirdir ve iş her ikisinin ticari faaliyetidir.

Ancak, Tacir A şirketinin ortağı olan Bay X'in (gerçek kişi tacir olabilir), kendi evi için Tacir B'den nakliye hizmeti alması durumunda; her ne kadar iki tacir (veya tacir sayılan) taraf olsa da, işlem Bay X'in "ticari işletmesiyle ilgili" değil, şahsi ihtiyacıyla ilgilidir. Bu durumda dava ticari dava sayılmaz, genel mahkemelerde (veya tüketici mahkemesinde) görülür. İstisna: TTK m. 19 uyarınca, bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır.

Ancak tacir, gerçek kişi ise, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını açıkça beyan ederse veya işin niteliği gereği ticari sayılamayacaksa (örneğin evlilik birliğinden doğan borçlar), bu borç adi (ticari olmayan) sayılır. 2.3. Özellik Arz Eden (Varsayılan) Ticari Davalar: Havale, Vedia ve Fikir Eserleri TTK m. 4/1'de, genel kurala (her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olma) istisna getiren özel bir düzenleme mevcuttur.

Aşağıdaki hususlardan doğan davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesiyle ilgili olsa dahi ticari dava sayılır 6 : ● Havale: Bankacılık işlemlerinde veya ticari ödemelerde sıkça kullanılan havale. ● Vedia (Saklama): Özellikle antrepolarda veya ticari güvene dayalı saklama sözleşmelerinde. ● Fikir ve Sanat Eserleri: Telif haklarına ilişkin uyuşmazlıklar.

Bu düzenlemenin amacı, bu tür işlemlerin genellikle ticari bir organizasyon içinde (banka, yayınevi, antrepo işletmecisi gibi) profesyonelce yapılması ve karşı taraf tacir olmasa bile, işlemin ticari karakterinin baskın olmasıdır.

Örneğin, bir tacirin (bankanın), tacir olmayan bir müşterisine gönderdiği havaledeki hata nedeniyle açılan dava, bankanın ticari işletmesiyle ilgili olduğu için ticari dava sayılabilir (uygulamada Tüketici Mahkemesi görevi saklı kalmak kaydıyla, tacirler arası havalede bu hüküm belirleyicidir). Bölüm III: Görevli Mahkeme ve Asliye Hukuk Mahkemesi ile İlişkisi Ticari davalarda asıl görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi (ATM) 'dir.

Ancak bu görevin niteliği ve kapsamı, 6102 sayılı TTK ile köklü bir değişikliğe uğramıştır. 3.1. İş Bölümü İlişkisinden Görev İlişkisine Geçiş (Devrim Niteliğinde Değişiklik) 6762 sayılı mülga TTK döneminde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi (AHM) arasındaki ilişki bir "iş bölümü" ilişkisiydi. Yani, dava yanlışlıkla AHM'de açılırsa ve davalı süresi içinde "iş bölümü itirazında" bulunmazsa, AHM davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla bakmaya devam ederdi.

Bu durum, yargılamanın esnekliğini sağlıyordu ancak uzmanlaşmayı zedeliyordu. 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesi (6335 s. Kanun değişikliğiyle), bu ilişkiyi **"Görev İlişkisi"**ne dönüştürmüştür.5 Bu değişikliğin usul hukuku açısından sonuçları şunlardır: 1. Kamu Düzeni: Görev kuralları kamu düzenindendir. Tarafların iradesiyle değiştirilemez. 2. Resen İnceleme: Mahkeme, davanın her aşamasında (ilk derece, istinaf, temyiz) görevli olup olmadığını kendiliğinden (resen) incelemek zorundadır. 3.

İtiraz Zorunluluğu Yok: Davalı itiraz etmese bile, hakim görevsizlik kararı verebilir. 4. Zaman Sınırı Yok: Yargılamanın son aşamasında bile görevsizlik kararı verilebilir (usul ekonomisine aykırı görünse de yasa gereğidir). 5. Usulden Ret: Dava görevsiz mahkemede açılmışsa, mahkeme HMK m. 114/1-c ve m. 115 uyarınca "dava şartı yokluğu" nedeniyle davanın usulden reddine karar verir. 3.2.
Asliye Ticaret Mahkemesi Bulunmayan Yerlerde Uygulama Asliye Ticaret Mahkemeleri, HSK tarafından iş yoğunluğu dikkate alınarak genellikle il merkezlerinde ve bazı büyük ilçelerde kurulur (Müstakil ATM).
Bir yargı çevresinde müstakil ATM yoksa, o yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi, "Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla" ticari davalara bakmakla görevlidir.8 Burada dikkat edilmesi gereken husus, davanın açılırken mutlaka "Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla" ibaresinin kullanılması ve hakimin de ara kararlarında ve gerekçeli kararında bu sıfatı belirtmesidir. Aksi takdirde, Yargıtay tarafından "sıfat yokluğu" veya usul hatası nedeniyle bozma kararı verilebilir. 3.3.

Bağlantılı Davalar Hem ticari hem de ticari olmayan taleplerin birlikte (objektif dava birleşmesi) veya bağlantılı davalar olarak açılması durumunda, eğer taleplerden biri Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giriyorsa ve davalar arasında sıkı bir bağlantı varsa, usul ekonomisi ve çelişkili karar verilmemesi adına davaların Asliye Ticaret Mahkemesinde birlikte görülmesi asıldır.

Ancak, münhasır yetki veya özel görev (örneğin Tüketici Mahkemesi veya Aile Mahkemesi) söz konusu olduğunda tefrik (ayırma) kararı verilmesi gerekebilir. Bölüm IV: Ticari Davalarda Yargılama Usulü ve 2026 Yılı Parasal Sınırları Ticari davaların yargılamasında, davanın değerine ve niteliğine göre "Yazılı Yargılama Usulü" veya "Basit Yargılama Usulü" uygulanır. Bu ayrım, davanın hızı ve tarafların dilekçe hakları açısından belirleyicidir. 4.1.

Basit Yargılama Usulü (HMK m. 316 vd.) Basit yargılama, daha seri, şekil şartlarının azaltıldığı ve hakimin daha aktif olduğu bir usuldür. ● Dilekçe Aşaması: Sadece dava ve cevap dilekçesi verilir. Replik (cevaba cevap) ve düplik (ikinci cevap) aşamaları yoktur. ● Deliller: Taraflar, tüm delillerini dava ve cevap dilekçeleriyle birlikte sunmak veya celbedilecek yerleri bildirmek zorundadır.

Sonradan delil sunulması (iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı) çok daha sıkı kurallara tabidir. ● Duruşma: Dosya üzerinden karar verilebilir, ancak genellikle kısa bir duruşma günü verilir. 4.2. Yazılı Yargılama Usulü Genel yargılama usulüdür. Dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap olmak üzere dört aşamalı dilekçe teatisi vardır. Ardından ön inceleme duruşması yapılır ve tahkikat aşamasına geçilir.

Heyet halinde görülen ticari davalarda kural olarak bu usul uygulanır. 4.3. 2026 Yılı İtibarıyla Parasal Sınırlar ve Heyet/Tek Hakim Ayrımı 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle, Asliye Ticaret Mahkemelerinde belirli bir tutarın altındaki davaların tek hakimle ve basit yargılama usulüyle görülmesi öngörülmüştür.

Bu sınırlar, her yıl Vergi Usul Kanunu Mükerrer 298. maddesi uyarınca belirlenen Yeniden Değerleme Oranı (2024 yılı için %43,93 olarak ilan edilmiştir) nispetinde artırılmaktadır.

Aşağıdaki tablo, 2026 yılı için hesaplanan (tahmini resmi ilan öncesi projeksiyon) parasal sınırları ve usul etkilerini göstermektedir 9 : Usul / Kanun Yolu Türü 2024 Limiti 2026 Limiti (Uygulanan) Açıklama ve Hukuki Sonuç Basit Yargılama Usulü Sınırı ~1.586.600 TL 2.280.000 TL (veya ~2.861.000 TL*) Bu tutarın altındaki ticari davalar Tek Hakim tarafından ve Basit Yargılama ile görülür. Üstü Heyet ve Yazılı Yargılama dır.

Senetle İspat Sınırı ~23.400 TL 33.000 TL (veya ~41.000 TL*) Bu tutarın üzerindeki hukuki işlemler tanıkla ispat edilemez, yazılı delil (senet) şarttır. İstinaf (Kesinlik) Sınırı ~28.250 TL 40.000 TL (veya ~50.000 TL*) Bu tutarın altındaki ilk derece mahkemesi kararları kesindir, İstinaf'a gidilemez. Temyiz (Kesinlik) Sınırı ~378.290 TL 544.000 TL (veya ~680.000 TL*) Bu tutarın altındaki Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesindir, Yargıtay'a gidilemez.

Temyizde Duruşma Sınırı ~567.520 TL 816.000 TL (veya ~1.020.000 TL*) Yargıtay incelemesinin duruşmalı yapılması için gereken asgari dava değeri. *Not: Parasal sınırlar, Yeniden Değerleme Oranının küsuratlı uygulanması veya Hazine ve Maliye Bakanlığı tebliğlerindeki yuvarlama farklarına göre kaynaklarda değişkenlik gösterebilmektedir. Tabloda en yaygın kabul gören ve kaynaklarda belirtilen 2.280.000 TL ve alternatif yüksek projeksiyonlar birlikte verilmiştir.

Dava açılırken Resmi Gazete'deki nihai tebliğ esas alınmalıdır. 9 Basit Yargılama Sınırının (2.280.000 TL) Önemi: Bu sınır, ticari davaların büyük çoğunluğunu etkilemektedir. 2026 yılında yaklaşık 2.3 milyon TL'ye kadar olan ticari alacak davaları, tek hakimle ve hızlı usulle görülecektir. Bu durum, delillerin toplanmasında avukatlara daha büyük bir sorumluluk yüklemekte, dilekçelerin eksiksiz hazırlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Aksi halde, replik aşaması olmadığı için eksikliklerin tamamlanması mümkün olmayabilir. Bölüm V: İspat Hukuku: Ticari Defterler ve Ticari Faiz Ticari davaların kaderini belirleyen en önemli unsurlardan biri ispat vasıtalarıdır. 5.1. Ticari Defterlerle İspat (TTK m. 82 vd. ve HMK m. 222) Tacirler, ticari işletmeleriyle ilgili işlemleri kaydetmek ve defter tutmak zorundadır.

Ticari davalarda, ticari defterler özel bir ispat aracıdır. ● Sahibi Lehine Delil Olması: Bir tacirin kendi tuttuğu defterlerin kendi lehine delil olabilmesi için; defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması, açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapılmış olması ve diğer tarafın defterleriyle uyumlu olması (veya diğer tarafın defter ibraz etmemesi/kayıtlarının olmaması) gerekir. ● Sahibi Aleyhine Delil Olması: Ticari defterlerdeki kayıtlar, sahibi aleyhine kesin delil teşkil eder.

Sahibi, bu kayıtların aksini ancak geçerli bir belgeyle ispatlayabilir. ● Defter İbrazından Kaçınma: Mahkemece istenmesine rağmen ticari defterlerini ibraz etmeyen taraf, diğer tarafın iddialarını kabul etmiş sayılabilir veya diğer tarafın defterleri lehine delil olur. 5.2. Ticari Faiz ve Temerrüt Ticari işlerde faiz serbestçe belirlenebilir (TTK m. 8).

Ancak sözleşmede hüküm yoksa, TCMB tarafından ilan edilen "Ticari İşlerde Temerrüt Faizi" (Avans Faizi) oranı uygulanır. 1 ● Bileşik Faiz (Mürekkep Faiz): Hukukumuzda kural olarak bileşik faiz yasaktır. Ancak ticari işlerde, cari hesap dönemleri sonunda ve ödünç sözleşmelerinde (banka kredileri gibi) bileşik faiz uygulanması mümkündür (TTK m. 8/2).

Bu, ticari alacakların tahsilinde borç miktarını geometrik olarak artıran bir faktördür. ● Faiz Başlangıcı: Ticari borçlarda, vadenin dolmasıyla borçlu kendiliğinden (ihtara gerek kalmaksızın) temerrüde düşebilir (belirli vade varsa).

Bölüm VI: Dava Şartı Olarak Arabuluculuk ve Menfi Tespit Davalarında Eksen Kayması 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe giren TTK m. 5/A maddesi, ticari uyuşmazlıkların çözümünde devrim niteliğinde bir değişiklik yapmıştır. "Dava Şartı Arabuluculuk", artık davanın esasına girilmeden önce aşılması gereken mutlak bir usul kapısıdır. 6.1. Zorunlu Arabuluculuğun Kapsamı (TTK m. 5/A) Kanun, arabuluculuğu şu şartlara bağlamıştır 4 : 1.

Dava, TTK m. 4 anlamında bir ticari dava olmalıdır (Mutlak veya Nispi). 2. Davanın konusu, bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talebi olmalıdır. Bu kapsama giren davalar (mal bedeli, hizmet bedeli, haksız rekabet tazminatı, acentelik tazminatı vb.) için dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması ve sürecin "anlaşamama" ile sonuçlanması şarttır. Arabuluculuk son tutanağı dava dilekçesine eklenmezse, mahkeme davayı usulden reddeder. 13 6.2.

Menfi Tespit Davaları: "Borçlu Olmadığının Tespiti" ve Yargıtay'ın Görüş Değişikliği Ticari davalarda arabuluculuğun en tartışmalı alanı "Menfi Tespit Davaları" olmuştur. Borçlunun, icra takibi öncesinde veya sonrasında "borçlu olmadığının tespiti" için açtığı bu davaların, "bir miktar paranın ödenmesi" talebini içerip içermediği doktrini ikiye bölmüştür. Eski Dönem (2020 ve Öncesi): Arabuluculuk Zorunlu Değil Yargıtay 19.

Hukuk Dairesi, 2020/85 E. sayılı kararı ile 14 , menfi tespit davalarında amacın paranın ödenmesi değil, "ödenmemesi" olduğunu, davanın sonunda bir tahsilat (eda) hükmü kurulmadığını belirterek, bu davaların zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığına hükmetmişti. Bu İçtihadı Birleştirme niteliğindeki karar, uzun süre uygulamanın yönünü belirledi.

Yeni Dönem (2022-2026): Arabuluculuk Zorunlu Hale Geldi Yargıtay dairelerinin birleşmesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) konuyu yeniden ele almasıyla ibre tam tersine dönmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin güncel kararları 15, menfi tespit davalarının da dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunu kabul etmektedir. Gerekçe: Kanun koyucunun amacı uyuşmazlıkların barışçıl yolla çözümüdür.

Alacak davasında (eda davası) arabuluculuk zorunluyken, aynı maddi vakıaya dayanan menfi tespit davasında zorunlu olmaması, sistemin bütünlüğünü bozar ve kanuna karşı hile (eda davası yerine menfi tespit açarak arabuluculuktan kaçınma) yolunu açar. Ayrıca menfi tespit davası sonucunda verilen karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil ederek paranın ödenip ödenmeyeceğini belirler.

Pratik Sonuç: 2026 yılı itibarıyla, ticari nitelikte bir menfi tespit davası açacak olan tacir, mutlaka önce arabulucuya başvurmalıdır. Başvurulmadan açılan davalar, Yargıtay'ın güncel içtihadı uyarınca usulden reddedilmektedir. Bu durum, özellikle icra takibi baskısı altındaki borçlular için zaman yönetimi açısından kritik bir risk oluşturmaktadır (İcra takibini durdurmak için tedbir talepli dava açarken arabuluculuk sürecinin nasıl yönetileceği sorunu). 6.3.

İstisnalar: Arabuluculuğun Uygulanmadığı Haller ● Tahkim: Taraflar arasında tahkim sözleşmesi varsa arabuluculuk zorunlu değildir. 12 ● Tüketici Davaları: Tüketici mahkemesindeki davalarda farklı bir arabuluculuk rejimi (6502 s. Kanun) uygulanır, TTK 5/A uygulanmaz. ● Konusu Para Olmayan Davalar: Genel kurul kararının iptali, şirketin feshi, marka hükümsüzlüğü gibi davalar (tazminat talebi yoksa) arabuluculuğa tabi değildir. Bölüm VII: Özel Ticari Uyuşmazlık Türleri ve Uygulama Notları 7.1.

Şirketler Hukuku Davaları Asliye Ticaret Mahkemelerinin en karmaşık dava grubudur. Genel kurul kararlarının iptali davalarında, 3 aylık hak düşürücü süreye ve davacıların teminat gösterme yükümlülüğüne dikkat edilmelidir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davalarında ise, "doğrudan zarar" ve "dolaylı zarar" ayrımı, davacı sıfatının belirlenmesinde (şirket mi, ortak mı, alacaklı mı dava açabilir?) hayati önem taşır.

Bu davalar genellikle mutlak ticari davadır ve heyet halinde (yazılı yargılama) görülür. 7.2. Haksız Rekabet Davaları TTK m. 54 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet, "aldatıcı hareket veya dürüstlük kuralına aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali" olarak tanımlanır. Bu davalarda hem tespit, hem men (önleme) hem de maddi/manevi tazminat talep edilebilir. Haksız rekabet davaları, taraflar tacir olmasa dahi mutlak ticari dava niteliğindedir. 7.3.

Bankacılık Uyuşmazlıkları (Genel Kredi Sözleşmeleri) Bankaların açtığı kredi alacak davaları veya müşterilerin bankalara karşı açtığı istirdat (geri alma) davaları, TTK m. 4/1-f uyarınca mutlak ticari davadır. Bu davalarda, banka kayıtlarının delil niteliği (Bankacılık Kanunu özel hükümleri) ve faiz oranlarının denetimi (akdi faiz vs. temerrüt faizi) bilirkişi incelemesi gerektirir.

Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu 2026 yılı Türk Ticaret Hukuku pratiği, uzmanlaşmanın derinleştiği, parasal sınırların yükselmesiyle basit yargılama usulünün yaygınlaştığı ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının (arabuluculuk) yargılamanın vazgeçilmez bir ön şartı haline geldiği bir tablo çizmektedir. Hukukçular ve tacirler için çıkarılması gereken temel dersler şunlardır: 1. Nitelendirme Hatası Yapılmamalı: Davanın mutlak mı yoksa nispi mi olduğu doğru tespit edilmelidir.

Nispi ticari davalarda "her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olma" şartı titizlikle incelenmelidir. 2. Görev Kamu Düzenidir: Asliye Hukuk - Asliye Ticaret ayrımı bir formalite değil, davanın esastan reddine kadar gidebilecek bir yargılama şartıdır. 3.

Arabuluculuk Artık Genel Kuraldır: Alacak ve tazminat davalarının yanı sıra, menfi tespit davalarında da arabuluculuk şartının aranması, dava açılış süreçlerinin (time-management) yeniden planlanmasını gerektirmektedir. 4. 2026 Sınırlarına Dikkat: 2.280.000 TL (veya resmi ilana göre güncel tutar) sınırı, davanın hızını ve usulünü belirleyecektir. Basit yargılamada "tek atımlık barut" misali tüm delillerin başta sunulması hayati önem taşır.

Asliye Ticaret Mahkemeleri, ekonomik hayatın nabzının attığı yerlerdir. Bu mahkemelerdeki yargılamaların başarısı, sadece hakimlerin uzmanlığına değil, tarafların ve vekillerinin ticaret hukukunun bu teknik ve karmaşık yapısına hakimiyetine bağlıdır.

Profesyonel Hukuki Destek Alın

Uzman avukatlarımızla görüşmek için hemen iletişime geçin.

Ücretsiz Danışmanlık Alın