Aldem Law

VERGİ HUKUKU

Limited Şirket Ortağı Kamu Borcu Sorumluluğu 2026: Vergi ve SGK Borçlarında Risk Analizi

Aldem Law 25 dk okuma
Limited Şirket Ortağı Sorumluluğu

I. Giriş: Özel Hukuk Kalkanı ve Kamu Gücü Arasındaki Çatışma

Modern ticaret hukukunun temel taşlarından biri olan "sınırlı sorumluluk" ilkesi, girişimcilerin ekonomik risklerini öngörülebilir sınırlar içinde tutarak ticari hayatı canlandırmayı amaçlar. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), sermaye şirketlerinin (anonim ve limited) borçlarından dolayı kural olarak yalnızca şirketin malvarlığı ile sorumlu olduğunu düzenler. Ancak, devletin egemenlik gücünün bir tezahürü olan vergilendirme yetkisi ve kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlama zorunluluğu, bu özel hukuk prensibi ile kaçınılmaz bir çatışma içerisine girer.

Türk hukuk sisteminde bu çatışma, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) ekseninde, kamu alacağının tahsil güvenliğini sağlamak adına "tüzel kişilik perdesinin aralanması" (piercing the corporate veil) doktrininin yasal bir zemine oturtulmasıyla çözülmeye çalışılmıştır.

Bu rapor, limited şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğunu; yasal dayanaklar, tarihsel gelişim, 6183 sayılı Kanun'un 35. ve Mükerrer 35. maddeleri arasındaki sistematik ilişki, hisse devirlerinin sorumluluğa etkisi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) alacaklarının kendine özgü rejimi ve yüksek yargı organlarının (Anayasa Mahkemesi ve Danıştay) konuya ilişkin yerleşik ve değişen içtihatları ışığında, en ince ayrıntısına kadar incelemeyi hedeflemektedir.

A. Kamu Alacağı Kavramının Genişliği ve İmtiyazı

Limited şirket ortağının sorumluluğunu kavrayabilmek için öncelikle sorumluluğun konusunu oluşturan "kamu alacağı" kavramının sınırlarını çizmek gerekmektedir. 6183 sayılı Kanun'un 1. ve 2. maddeleri kapsamı belirlerken, 3. maddesi tanımları yapar. Buna göre kamu alacağı; devletin, il özel idarelerinin ve belediyelerin kamu hukukundan doğan alacaklarını kapsar. Bu, sadece vergi borçlarını değil; resim, harç, mahkeme masrafları, vergi cezaları, para cezaları (adli ve idari) ve bunlara bağlı fer'i alacaklar olan gecikme zamları ve faizlerini de içerir.

Özel hukuk alacaklılarından farklı olarak, kamu idaresi alacağını tahsil etmek için mahkeme kararına veya icra dairesine ihtiyaç duymaz. Kendi alacağını resen tahsil etme yetkisine sahip olan idare, limited şirket ortakları için de bu "üstün yetkiyi" kullanarak, şirketin ödenmeyen borçlarını doğrudan ortağın şahsi malvarlığına (evine, aracına, banka hesabına) yöneltebilmektedir. Bu durum, anayasal mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki hassas dengenin idare lehine bozulduğu en belirgin alandır.

II. Sorumluluğun Yasal Mimarisi: 6183 Sayılı Kanun Madde 35

Limited şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğu, TTK hükümlerinden değil, tamamen kamu hukuku karakterli 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinden kaynaklanır. Bu madde, vergi hukukumuzda "kusursuz sorumluluk" (objektif sorumluluk) esasının en sert uygulandığı alanlardan biridir.

A. Sorumluluğun Doğumu İçin Ön Koşul: Tahsil İmkansızlığı

Hukuk devleti ilkesi gereği, idarenin doğrudan ortağın kapısını çalması keyfi bir işlem olamaz. Kanun koyucu, ortağın sorumluluğunu "fer'i" (ikincil) bir nitelikte düzenlemiştir. Yani asıl borçlu şirkettir ve şirket takip edilmeden ortağa gidilemez. 35. madde metninde yer alan "şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan" ibaresi, idare için aşılması gereken bir prosedür duvarıdır.

Tahsilat Genel Tebliği Seri: A Sıra No: 1, bu kavramları net bir şekilde tanımlayarak idarenin hareket alanını belirlemiştir. Bu tanımların analizi, ortağın savunma stratejisi açısından hayatidir:

Kavram Yasal Tanım ve Şartlar Hukuki Sonuç
Tahsil Edilemeyen Amme Alacağı 1. Şirket hakkında mal varlığı araştırması yapılmış olmalı
2. Haczi kabil mal bulunamamış olmalı
3. Haczedilen mallar satılmış ancak bedel borcu karşılamamış olmalı
İdare, "aciz fişi" veya haciz tutanağı ile durumu tevsik ederek ortağa yönelebilir
Tahsil Edilemeyeceği Anlaşılan Alacak 1. Şirketin haczedilen mallarına biçilen değerin borcu karşılamayacağının açık olması
2. Şirketin iflas etmesi veya tasfiyeye girmesi
3. Borçlunun bilinen adreslerinde bulunamaması
İdare, satış işlemini beklemeden doğrudan ortağa ödeme emri gönderebilir
Savunma Noktası: İdarenin şirketin banka hesaplarına haciz ihbarnamesi göndermeden veya şirketin kayıtlı araçları üzerinde satış işlemi yapmadan doğrudan ortağa yönelmesi, 35. maddeye aykırılık teşkil eder ve ödeme emrinin iptali sebebidir.

B. Sorumluluğun Sınırı: Sermaye Payı Oranı (Miktar vs. Oran Tartışması)

Ortağın sorumluluğunun kapsamı, tarihsel süreçte değişime uğramıştır. Eski düzenlemelerde ve TTK mantığında "taahhüt edilen sermaye miktarı" ile sınırlı bir sorumluluk varken, 6183 sayılı Kanun'un güncel 35. maddesi "sermaye hisseleri oranında" sorumluluğu esas almıştır.

Bu ayrım kritik önemdedir:

  • Eski Yaklaşım (Yanlış Algı): Ortak 10.000 TL sermaye koyduysa, en fazla 10.000 TL vergi öder.
  • Mevcut Hukuki Durum (Doğru Algı): Ortak şirketin %50 hissesine sahipse ve şirketin 1.000.000 TL vergi borcu varsa, ortak 500.000 TL'den şahsi malvarlığı ile sorumludur.

Dolayısıyla, ortağın şirkete sermaye borcunu tamamen ödemiş olması, onu kamu borcu sorumluluğundan kurtarmaz. Bu düzenleme, limited şirket ortağını adeta şirketin vergi borcunun "kefili" konumuna getirmektedir.

III. Kanuni Temsilci ve Ortak Sorumluluğunun Çatışması: Lex Posterior İlkesi

Limited şirketlerde sorumluluk rejiminin en karmaşık boyutu, şirketi yöneten müdürler (kanuni temsilciler) ile sadece sermaye koyan ortaklar arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. 6183 sayılı Kanun'un Mükerrer 35. maddesi kanuni temsilcileri, 35. maddesi ise ortakları düzenler.

A. Mükerrer 35. Madde ve Temsilcinin Sınırsız Sorumluluğu

Mükerrer 35. maddeye göre, tüzel kişilerin mal varlığından tahsil edilemeyen borçlar, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından sınır olmaksızın tahsil edilir. Kanuni temsilci, vergilendirme ödevlerini (beyanname verme, ödeme yapma) yerine getirmekle yükümlü olduğu için, bu ödevin ihlali onu doğrudan sorumlu kılar. Burada sorumluluk, bir kusur karinesine dayanır.

B. Takipte Sıralama ve "Önce Kime Gidilecek?" Sorunu

Hukuk doktrininde ve yargı kararlarında uzun süre tartışılan konu şudur: İdare, şirketten tahsil edemediği borç için önce kanuni temsilciye (müdüre) gidip, ondan da alamazsa mı ortağa gitmelidir? Yoksa ikisine aynı anda gidebilir mi?

  1. Danıştay'ın Eski Görüşü: Önce şirkete, sonra kanuni temsilciye, en son ortağa gidilmeliydi.
  2. Mevcut İçtihat ve Uygulama: Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararları ve 6183 sayılı Kanun'un lafzı gereği, kanuni temsilcinin takibi tüketilmeden doğrudan ortağa başvurulabilir.

Bu durum, şirketin yönetiminde hiç yer almayan, şirketin defterlerini dahi görmeyen "pasif ortak" için büyük bir risk oluşturur. İdare, tahsil kabiliyeti daha yüksek gördüğü ortağa (kanuni temsilci olmasa bile) yönelebilir.

C. Madde Çatışması ve Lex Posterior Derogat Legi Priori

Akademik analizlerde ve bazı yargı kararlarında, Mükerrer 35. maddenin kanuna 1995 yılında eklendiği, 35. maddenin ise kanunun ilk hali (1953) olduğu belirtilerek, "sonraki kanun önceki kanunu ilga eder" (lex posterior derogat legi priori) ilkesi tartışılmıştır. Bu görüşe göre, hem ortak hem müdür olan kişi için sadece Mükerrer 35 uygulanmalıdır.

Ancak, 2008 yılında 5766 sayılı Kanun ile 35. maddede yapılan kapsamlı değişiklikler, kanun koyucunun iradesinin her iki maddeyi de ayakta tutmak olduğunu göstermiştir. Güncel Danıştay kararları, iki maddenin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğu yönündedir. İdare, alacağını güvence altına almak için dilediği maddeye dayanarak (veya her ikisine birden) takip yapabilir.

IV. En Kritik Viraj: Hisse Devri ve Müteselsil Sorumluluk

Limited şirketlerde hisse devri, sorumluluk hukukunun en çetrefilli alanıdır. 2008 öncesinde hissesini devreden ortak borçtan kurtulurken, yapılan yasal değişikliklerle "kaçış yolu" kapatılmıştır.

A. 35. Maddeye Eklenen Müteselsil Sorumluluk Hükmü

6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 2. ve 3. fıkraları şu hükmü getirmiştir: "Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur."

Bu hükmün analizi şöyledir:

  • Devir Öncesi Dönem Borçları: Hisseyi devreden eski ortak ve devralan yeni ortak, bu borçlardan zincirleme (müteselsil) sorumludur. İdare, borcun tamamını devredenden veya devralandan isteyebilir.
  • Devir Sonrası Dönem Borçları: Sadece devralan (yeni) ortak sorumludur. Eski ortağın sorumluluğu yoktur.

B. "Bilme Karinesi" ve Danıştay Yaklaşımı

Danıştay, hisse devirlerinde "devralan ortağın şirketin mali durumunu bildiği veya bilmesi gerektiği" karinesinden hareket eder. Bu nedenle, devralan ortak "ben borçları bilmiyordum" diyerek sorumluluktan kurtulamaz.

Örnek Vaka Analizi: A kişisi, şirketteki hissesini 2020 yılında B kişisine devretmiştir. Şirketin 2019 yılına ait ödenmemiş vergi borcu vardır.
  • İdarenin Hakkı: İdare, 2019 borcu için hem A'ya hem de B'ye ödeme emri gönderebilir.
  • Rücu İlişkisi: Eğer B borcu öderse, özel hukuk sözleşmesine dayanarak A'ya rücu davası açabilir. Ancak bu idareyi ilgilendirmez.

C. Tescil ve İlanın Kurucu Etkisi

Hisse devrinin kamu idaresi nezdinde geçerli olması için Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edilmesi şarttır. Noterde yapılan ancak tescil edilmeyen devirler, idareyi bağlamaz. Danıştay 4. Dairesi'nin bazı kararlarında, devri tescil ettirmeyen müdürün sorumluluğunun devam ettiği vurgulanmıştır. Tescil edilmeyen bir devirde, devreden ortak "şeklen" ortak görünmeye devam ettiği için sorumluluktan kurtulamaz.

V. Sosyal Güvenlik Hukukunda Ayrışan Rejim: 5510 Sayılı Kanun

Vergi borçları ile SGK prim borçları, benzer tahsilat usullerine tabi olsa da yasal dayanakları ve sorumluluk şartları açısından derin farklılıklar gösterir. Bu farklar, özellikle kanuni temsilciler için hayati önem taşır.

A. 5510 Sayılı Kanun Madde 88 ve "Haklı Sebep" Kavramı

SGK alacaklarının tahsilinde 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesi özel hüküm niteliğindedir. Bu madde, tüzel kişiliğin üst düzey yöneticilerini (limited şirket müdürlerini) prim borçlarından müşterek ve müteselsilen sorumlu tutar.

Özellik Vergi Borcu (6183 Sayılı Kanun) SGK Borcu (5510 Sayılı Kanun)
Yönetici Sorumluluğu Kusursuz sorumluluk (Mük. Md. 35) Müteselsil sorumluluk (Md. 88). Yargıtay'a göre "haklı sebep" savunması yapılabilir
Ortak Sorumluluğu Sermaye hissesi oranında (Md. 35) Sermaye hissesi oranında (6183 Md. 35 atfıyla)
Zamanaşımı 5 Yıl (Tahsil zamanaşımı) 10 Yıl (Bazı dönemler için Borçlar Kanunu zamanaşımı uygulanabilmektedir)

B. Uygulamada Çatışma ve Yönetmelik Düzenlemesi

SGK, tahsilat işlemlerinde 6183 sayılı Kanun hükümlerini kullanır ancak yetkisini 5510 sayılı Kanun'dan alır. "Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 Sayılı Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilere İlişkin Yönetmelik" uyarınca, ödeme emirlerinde borcun dayanağının (5510/88 mi, 6183/35 mi) açıkça belirtilmesi gerekir.

Eğer SGK, şirket müdürü olan bir ortağa takip yapıyorsa, genellikle daha geniş kapsamlı olan 5510/88'i tercih eder (tüm borçtan sorumluluk). Ancak sadece ortak olan kişiye gidiyorsa, mecburen 6183/35'e (hisse oranı) dayanmak zorundadır.

VI. Anayasal Boyut: Mülkiyet Hakkı ve Hukuk Devleti

Limited şirket ortaklarının sorumluluğu, anayasal yargının da gündemini meşgul etmiştir. Anayasa Mahkemesi (AYM), özellikle 2019 ve sonrasındaki kararlarında, kamu alacağının tahsili yöntemlerini "mülkiyet hakkına müdahale" olarak değerlendirmiş ve bu müdahalenin ölçülülüğünü denetlemiştir.

A. Anayasa Mahkemesi'nin İptal Kararları

AYM, özellikle kanuni temsilcilerin kusursuz sorumluluğuna ilişkin bazı hükümleri (VUK mükerrer 35 ile 6183 mükerrer 35 arasındaki çelişkiler nedeniyle) iptal etmiştir. Mahkeme, "Hukuk Devleti" ilkesi gereği, kişilerin öngöremeyeceği risklerle karşılaşmaması gerektiğini savunmuştur.

B. Ortaklar İçin Anayasal Güvence Var mı?

Ortaklar açısından bakıldığında, AYM'nin yaklaşımı daha "devletçi"dir. Vergi ödevinin anayasal bir ödev olması (Anayasa Md. 73) ve limited şirket yapısının kötüye kullanılmasının önlenmesi amacı (kamu yararı), ortaklara yüklenen sorumluluğu meşru kılmaktadır. Ancak, 2008 öncesi hisse devirlerine 2008 sonrası hükümlerin uygulanması gibi "geriye yürütme" girişimleri, hukuki güvenlik ilkesine aykırı bulunmuştur.

VII. Usul Hukuku ve Savunma Stratejileri

Bir limited şirket ortağına ödeme emri tebliğ edildiğinde işleyen süreç ve başvurulacak hukuki yollar, davanın kaderini belirler.

A. Zamanaşımı: Şirket İçin Kesilen Süre Ortak İçin de Kesilir mi?

Tahsil zamanaşımı kural olarak 5 yıldır. Ancak 6183 sayılı Kanun, asıl borçlu (şirket) hakkında yapılan zamanaşımını kesen işlemlerin (ödeme, haciz, tebligat), fer'i borçlu (ortak) için de zamanaşımını keseceğini öngörür.

Fakat Danıştay 3. Dairesi'nin bazı kararlarında, şirketin yeni kanuni temsilcisine yapılan tebligatların, şirketten ayrılmış eski kanuni temsilcinin zamanaşımı süresini kesmeyeceği yönünde ince ayrımlar mevcuttur. Ortaklar içinse genel kural, şirketin borcu canlı kaldığı sürece, ortağın sorumluluğunun da (hisse devri yapsa bile müteselsilen) devam ettiği yönündedir.

B. Ödeme Emrine İtiraz ve Yargı Yolu

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen ortak, 15 gün içinde yetkili Vergi Mahkemesi'nde dava açmalıdır (bu süre 2018 öncesi 7 gün idi, hak düşürücü süredir).

İtiraz Nedenleri (Check-List):

  1. Sıfat Yokluğu: Borcun doğduğu dönemde ortak olunmadığı iddiası.
  2. Tahsil İmkansızlığı Şartının Oluşmaması: İdarenin şirketi usulüne uygun takip etmediği, şirketin malvarlığının bulunduğu iddiası. (En güçlü itiraz noktasıdır).
  3. Zamanaşımı: Borcun 5 yıllık sürede takip edilmediği.
  4. Tebligat Usulsüzlüğü: Şirkete veya ortağa yapılan tebligatların usulsüz olduğu.

VIII. Sonuç ve Değerlendirme

Limited şirket ortağının kamu borçlarından sorumluluğu, teoride "sınırlı" olsa da, pratikte 6183 sayılı Kanun'un getirdiği istisnalar nedeniyle oldukça geniş ve riskli bir alandır. Yapılan inceleme neticesinde şu temel çıkarımlara ulaşılmıştır:

  1. Sınırlı Sorumluluk Miti: Kamu alacakları karşısında limited şirket ortağı, koyduğu sermaye ile değil, hissesi oranında tüm şahsi malvarlığı ile sorumludur. "Şirket battı, borç bitti" anlayışı vergi hukuku açısından geçerli değildir.
  2. Hisse Devrinin Riski: Hisse devri, geçmiş borçlardan kurtulmayı sağlamaz; aksine devralan kişiyle birlikte zincirleme bir sorumluluk doğurur. Bu nedenle hisse devralırken çok sıkı bir "Due Diligence" (Vergi/SGK borç sorgulaması) yapılmalıdır.
  3. İdarenin Prosedürel Yükümlülüğü: İdare, şirketi bitirmeden ortağa gelemez. Hukuki mücadelede kazanmanın anahtarı, idarenin "tahsil imkansızlığı"nı usulüne uygun belgeleyip belgelemediğini denetlemektir.
  4. Yönetici ve Ortak Ayrımı: Şirket müdürü olan ortaklar, hem yönetici sıfatıyla (tüm borçtan) hem de ortak sıfatıyla (hisse oranında) çifte kıskaç altındadır.
Nihai Tavsiye: Hukukçular, mali müşavirler ve şirket ortakları için; şirketin kamu borçlarının "sürdürülebilir" seviyede tutulması, yapılandırma imkanlarının kullanılması ve hisse devirlerinde mutlaka idareden "borcu yoktur" yazısı alınarak işlem yapılmasıdır. Zira kamu gücü karşısında özel hukuk sözleşmeleri, ortağı korumaya yetmemektedir.

Sık Sorulan Sorular

Limited şirket ortağı olarak bana ödeme emri geldi, ne yapmalıyım?

15 gün içinde yetkili Vergi Mahkemesi'nde dava açmalısınız. En önemli savunma noktası, idarenin şirketi usulüne uygun takip edip etmediğidir. Şirketin malvarlığı araştırılmadan size yönelindiyse, ödeme emrinin iptali istenebilir.

Hissemi devrettim, eski borçlardan sorumlu muyum?

Evet. Devir öncesi dönem borçlarından, yeni ortakla birlikte müteselsilen sorumlusunuz. Devir sonrası borçlardan ise sorumluluğunuz yoktur.

Sadece ortağım, yönetici değilim. Yine de sorumlu muyum?

Evet, ancak hisse oranınız kadar sorumlusunuz. Yönetici olsaydınız tüm borçtan sınırsız sorumlu olurdunuz.

SGK borcu ile vergi borcu arasında fark var mı?

Evet. SGK borçlarında zamanaşımı 10 yıla kadar çıkabilir, vergi borçlarında 5 yıldır. Ayrıca SGK müdürler için "haklı sebep" savunmasına imkan tanımaktadır.

Vergi Hukuku Danışmanlığı

Şirket ortağı sorumluluğu ve vergi uyuşmazlıklarında uzman avukatlarımızla görüşün.

Ücretsiz Danışmanlık Alın

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Somut uyuşmazlıklarda mutlaka uzman bir avukata danışınız.