Aldem Law Logo

AİLE HUKUKU

Babalık Davası ve DNA Testi: Kapsamlı Hukuki Rehber

Yazar: Aldem LawOkuma: 22 dakika
Babalık Davası ve DNA Testi

Giriş ve Hukuki Çerçeve

Babalık davası, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 301 ila 304. maddeleri arasında düzenlenen ve evlilik dışı doğan bir çocuk ile biyolojik babası arasında hukuki soybağı kurmayı amaçlayan özel bir dava türüdür. Bu dava, sadece bir "kimlik tespiti" değil; baba ile çocuk arasında nafaka yükümlülüğü, miras hakkı, velayet ve kişisel ilişki gibi tüm ailesel hak ve yükümlülükleri kuran kurucu (inşai) nitelikte bir hüküm doğurur.

Babalık davası, niteliği itibarıyla bir "soybağı kurulması davası"dır. Çekişmeli yargı prosedürü içinde, Aile Mahkemeleri'nde görülür. Davanın konusu, biyolojik gerçeğin (genetik bağın) mahkeme kararıyla hukuki statüye dönüştürülmesidir. Davayı kazanan çocuk, hukuk düzeninde babanın "evlilik içi çocuğu" ile birebir aynı statüye kavuşur; babanın soyadını, mirasını ve nafakasını talep etme hakkı doğar.

Türk hukuk sisteminde babalık davası, "şekli gerçeklik" arayışından "maddi gerçeklik" tespitine dönüşmüştür. HMK 292. maddenin getirdiği "zorla DNA testi" mekanizması ve Anayasa Mahkemesi'nin hak düşürücü süreleri çocuk lehine kaldırması, bu davaların niteliğini köklü şekilde değiştirmiştir. Bugün gelinen noktada, babalık iddiası karşısında "inkâr" stratejisi hukuken sürdürülemez hale gelmiştir. Bilimsel ispatın kesinliği (%99.99), mahkemelerin takdir yetkisini neredeyse sıfıra indirmiştir.

Davacı ve Davalı Sıfatı

Babalık davasında tarafların belirlenmesi, davanın sıhhati açısından hayati öneme sahiptir. Kanun koyucu, davanın hassasiyetini gözeterek taraf ehliyetini sınırlı sayıda kişiye (numerus clausus) tanımıştır.

Davacı Sıfatı (Aktif Husumet Ehliyeti)

TMK'nın 301. maddesi, babalık davasını açma hakkını iki süjeye tanımıştır: Ana ve Çocuk. Bu hak, her iki taraf için de birbirinden bağımsız, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır.

1. Ananın Dava Hakkı ve Hukuki Yararı

Annenin dava hakkı, çocuğun hakkından bağımsızdır. Anne, çocuğun velayet hakkına sahip olmasa bile, kendi adına asaleten bu davayı açabilir. Annenin bu davayı açmaktaki hukuki yararı çok boyutludur:

  • Maddi Yarar: Çocuğun bakım giderlerinin paylaşılması ve TMK 304 kapsamındaki doğum giderlerinin tazmini
  • Manevi Yarar: Çocuğun soyunun belirlenmesi ve toplumsal statüsünün netleşmesi

Annenin dava hakkını kullanması, çocuğun daha sonra dava açmasına engel değildir. Anne davadan feragat etse dahi, bu feragat çocuğun dava hakkını düşürmez.

2. Çocuğun Dava Hakkı ve "Soyunu Bilme Hakkı"

Çocuk, babalık davasının en temel öznesidir. Çocuğun dava hakkı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan "soyunu bilme hakkı"nın bir yansımasıdır.

  • Ergin Olmayan Çocuk: Çocuk ergin değilse, dava annesi tarafından açılabileceği gibi, mahkemece atanacak bir kayyım tarafından da açılabilir. Çocuğun menfaati ile annenin menfaatinin çatışma ihtimali (örneğin annenin babayla anlaşarak davayı açmaması durumu) gözetilerek, çocuğa kayyım atanması yasal bir zorunluluk olarak sıkça karşımıza çıkar.
  • Ergin Çocuk: Çocuk ergin (18 yaşını doldurmuş) olduktan sonra bizzat kendi adına dava açabilir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları sonrası, ergin çocuğun dava açma hakkı herhangi bir süreyle sınırlandırılmamıştır.

3. Biyolojik Babanın Dava Hakkı Sorunu

Türk hukukunda, biyolojik baba olduğunu iddia eden erkeğin "babalık davası" açma hakkı bulunmamaktadır. Babalık davası, teknik olarak ana ve çocuğa tanınmış bir haktır. Biyolojik baba, çocuğu tanıma yoluyla nüfusuna alabilir. Ancak, eğer çocuk başka bir erkeğin nüfusunda kayıtlıysa veya anne tanımayı kabul etmiyorsa, biyolojik babanın izleyeceği yol "Soybağının Reddi" davasına müdahil olmak veya belirli şartlar altında (TMK m. 291) tanıma işleminin iptali prosedürlerini zorlamaktır. Ancak doğrudan "ben babayım, tespit edin" diyerek 301. madde kapsamında dava açamaz. Bu durum, doktrinde eleştirilmekle birlikte, mevcut yasal düzenleme bu yöndedir.

Davalı Sıfatı (Pasif Husumet Ehliyeti)

Dava kime karşı açılır? TMK m. 301/2 bu soruyu net bir hiyerarşi ile cevaplar:

  1. Baba: Kural olarak dava, baba olduğu iddia edilen kişiye karşı açılır.
  2. Mirasçılar: Eğer baba ölmüşse, dava mirasçılarına yöneltilir. Mirasçıların tamamı davalı olarak gösterilmelidir (Mecburi dava arkadaşlığı kuralı gereği, tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi hükmün infazı ve kesinliği için şarttır, aksi takdirde eksik hasım nedeniyle karar bozulabilir).
  3. Devlet (Hazine): Babanın hiç mirasçısı yoksa veya mirasçılar bilinemiyorsa, dava Hazineye karşı açılır.
Cumhuriyet Savcısına İhbar: Babalık davaları kamu düzenini ilgilendirdiğinden, dava açıldığında mahkeme durumu Cumhuriyet Savcısına ihbar etmek zorundadır. Savcı, gerekli görürse davaya müdahil olabilir, ancak pratikte genellikle davanın sonucunu bekler.

Görev ve Yetki Kuralları

Görevli Mahkeme: İhtisaslaşmanın Gereği

4787 sayılı Kanun gereği, aile hukukundan doğan tüm uyuşmazlıklarda olduğu gibi, babalık davalarında da görevli mahkeme Aile Mahkemesi'dir.

  • Aile Mahkemesi Olmayan Yerler: Her yargı çevresinde Aile Mahkemesi bulunmayabilir. Bu durumda görev, Asliye Hukuk Mahkemesi'ne aittir. Ancak burada çok kritik bir usul kuralı devreye girer: Asliye Hukuk Mahkemesi, davaya "Asliye Hukuk Mahkemesi" sıfatıyla değil, "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" bakmak zorundadır. Bu hususun dava dilekçesinde, duruşma tutanaklarında ve gerekçeli kararda açıkça belirtilmemesi, Yargıtay tarafından mutlak bozma sebebi sayılmaktadır.

Yetkili Mahkeme: Zayıf Tarafı Koruma İlkesi

Yetki kuralları, davacıya (genellikle zayıf taraf olan ana ve çocuğa) kolaylık sağlamak amacıyla esnek tutulmuştur. TMK m. 283 uyarınca yetkili mahkemeler şunlardır:

  1. Davacının (Ana veya Çocuk) yerleşim yeri mahkemesi
  2. Davalının (Baba) dava açıldığı sıradaki yerleşim yeri mahkemesi
  3. Çocuğun doğduğu yer mahkemesi

Bu alternatif yetki kuralı, davacının seyahat masraflarından kurtulmasını ve davasını yaşadığı yerde takip edebilmesini sağlar.

Ön Şart: Soybağının Reddi Davası

Babalık davasının en kritik usul kuralı, "babalık karinesi" ile çatışmanın önlenmesidir. TMK 282/1 uyarınca, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğan çocuğun babası, karine olarak kocadır (pater is est quem nuptiae demonstrant).

Kritik Uyarı: Anne, doğum anında başka bir erkekle resmi olarak evliyse, çocuk ile koca arasında "kanuni soybağı" kurulmuş olur. Bu durumda, gerçek biyolojik babaya karşı doğrudan babalık davası açılamaz. Öncelikle mevcut kocanın babalığını ortadan kaldırmak için "Soybağının Reddi Davası" açılmalı ve bu dava kesinleşmelidir.

Soybağının reddi davası kesinleşmeden açılan babalık davası, "dava şartı yokluğu" (HMK 114, 115) nedeniyle usulden reddedilir. Bu kural, çocuğun aynı anda iki babası olmasını (çifte soybağı) önlemek ve nüfus sicilindeki tutarlılığı korumak için konulmuştur.

Ön Şartın Aranmadığı Haller

  • Anne, çocuğun doğumu sırasında bekar ise
  • Anne, önceki evliliğinin sona ermesinden 300 günden fazla süre geçtikten sonra doğum yapmışsa
  • Anne dul ise ve 300 günlük iddet müddeti geçmişse

Bilimsel İspat, DNA Testi ve HMK 292

Babalık davalarının kaderi, ispat hukukundaki teknolojik gelişmelerle paralel olarak değişmiştir. Eskiden tanık beyanlarına, fiziksel benzerliklere veya kan grubu testlerine dayalı olarak verilen kararlar, günümüzde yerini kesin bilimsel verilere bırakmıştır. Artık babalık davası, fiili bir "DNA yargılaması"dır.

İspat Yükü ve Resen Araştırma İlkesi

Genel hukuk yargılamasında "taraflarca getirilme ilkesi" hakimken, babalık davasında "resen araştırma ilkesi" geçerlidir. Hâkim, tarafların sunduğu delillerle bağlı değildir; maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli gördüğü her türlü araştırmayı kendiliğinden yapar. Çünkü soybağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir alan değildir; kamu düzenini ilgilendirir.

Bir tarafın "ben babayım" demesi veya diğerinin "baba değildir" diye kabul etmesi (ikrar), hâkimi bağlamaz. Hâkim, bu ikrarın biyolojik gerçekle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek zorundadır.

HMK Madde 292: Zorla DNA Testi ve Vücut Bütünlüğü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 292. maddesi, Türk hukukunda bir devrim yaratmıştır. Bu madde öncesinde, bir kişinin rızası dışında vücudundan örnek alınması tartışmalıydı ve genellikle kişinin kaçınması aleyhine yorumlanıyordu (babalığı kabul etmiş sayılıyordu). Ancak HMK 292 ile birlikte, "maddi gerçek" her şeyin önüne geçmiştir.

Yasal Düzenleme ve Zor Kullanma Yetkisi

HMK m. 292/1 hükmü açıktır: "Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ise, bilimsel verilere uygun olmak, sağlığı yönünden tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku örneği alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir."

Bu hüküm, Anayasa'nın 17. maddesindeki "vücut bütünlüğü" hakkına yasal bir sınırlama getirmektedir. Ancak bu sınırlama, "ölçülülük ilkesi" ve "üstün kamu yararı" (çocuğun soyunu bilme hakkı) ile dengelenmiştir.

Yargıtay Uygulamasında Prosedür

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi, bu maddenin uygulanmasında katı bir prosedür öngörmektedir:

  1. Meşruhatlı Davetiye: Mahkeme, davalı babaya (veya ilgili kişilere) DNA testi için belirlenen gün ve saatte sağlık kuruluşunda hazır bulunması gerektiğini, gelmezse zorla getirileceğini bildiren bir davetiye çıkarır.
  2. Kolluk Marifetiyle Getirme: Kişi davete icabet etmezse, mahkeme kolluk kuvvetlerine (polis/jandarma) müzekkere yazarak şahsın "zorla" (ihzaren) sağlık kuruluşuna götürülmesini emreder.
  3. Fiili Zor Kullanma: Eğer şahıs hastanede örnek vermemek için fiziksel direnç gösterirse, kolluk gerektiğinde fiziksel müdahale ile örnek alınmasını sağlar.

Kaçınmanın Sonuçları

Uygulamada bazı davalılar DNA testinden kaçınmaktadır. Bu durumda mahkeme şu yola başvurur: Davalı tüm zorlamalara rağmen teste yanaşmazsa, HMK 292/4 uyarınca mahkeme, "iddia edilen vakıaların gerçekleşmiş" sayılacağına karar verebilir. Yani test yaptırmayan baba, babalığı kabul etmiş gibi muamele görür.

Yargıtay Uygulaması: Yargıtay, DNA testinden kaçınmayı "babalık karinesinin güçlenmesi" olarak değerlendirir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, "Davalının DNA testinden kaçınmasının, davacının iddialarının doğruluğuna karine teşkil edeceği" yönünde kararlar vermiştir. Uygulamada, testten kaçınan davalıların %95'inden fazlası aleyhine hüküm kurulmaktadır.

Hak Düşürücü Süreler

Babalık davasında süreler konusu, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla köklü biçimde değişmiştir. Bugün gelinen noktada, çocuk yönünden hiçbir hak düşürücü süre kalmamıştır.

Çocuk Açısından: Süre Sınırı Kalktı

Anayasa Mahkemesi'nin 27.10.2011 tarihli ve 2010/71 E., 2011/143 K. sayılı kararıyla, TMK 303. maddedeki çocuğa ilişkin hak düşürücü süre ("Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, atama kararının kesinleşmesinden başlayarak bir yıl; hiç atanmamışsa çocuğun ergin olmasından başlayarak bir yıl içinde açılmalıdır" hükmü) Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

İptal gerekçesi şöyledir:

  • Çocuğun "soybağını öğrenme hakkı" temel bir insan hakkıdır (AİHS m. 8 - Özel Hayata Saygı Hakkı)
  • Çocuğun iradesi dışında geçen sürelerin ona yük olarak yüklenmesi, "çocuğun üstün yararı" ilkesiyle bağdaşmaz
  • Biyolojik gerçeğin tespit edilmesi, toplumsal düzen açısından da önemlidir
Sonuç: Günümüzde çocuk yönünden babalık davalarında hiçbir hak düşürücü süre yoktur. Çocuk 40, 50, hatta 60 yaşında bile olsa, ölmüş babasına veya mirasçılarına karşı dava açarak soybağını tespit ettirebilir.

Ana (Anne) Açısından: 1 Yıllık Süre

Anayasa Mahkemesi'nin iptalleri çocuğa odaklanmıştır. Ana yönünden TMK 303/1 hükmü halen yürürlüktedir: "Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer."

Neden farklı? Hukuk sistemi, annenin doğum olayını bizzat yaşadığını, babayı bildiğini ve harekete geçmek için yeterli imkânı olduğunu varsayar. Çocuğun ise bu iradeye sahip olmaması nedeniyle korunması gerekir.

Süreyi Uzatan Haller (TMK 303/3): Kanun, "gecikmeyi haklı kılan sebepler" varsa, sebebin ortadan kalkmasından itibaren 1 ay içinde dava açılabileceğini düzenler.

Haklı sebep örnekleri:

  • Annenin doğum sonrası ağır psikolojik travma (lohusalık depresyonu ötesi) yaşaması
  • Babanın tehdidi altında olması
  • Babanın "çocuğu tanıyacağım" diyerek anneyi sürekli oyaladığının ispatlanması

Yargıtay, bu sebepleri dar yorumlama eğilimindedir ve somut delil arar.

Hak Düşürücü Süre Karşılaştırma Tablosu

Davacı Taraf Eski Düzenleme Güncel Durum Dayanak
Çocuk Ergin olduktan sonra 1 yıl Süre Sınırı Yoktur AYM 2010/71 E., 2011/143 K.
Kayyım Atandığı tarihten 1 yıl Süre Sınırı Yoktur AYM İptal Kararı Sonucu
Ana Doğumdan itibaren 1 yıl Doğumdan itibaren 1 yıl TMK 303/1
Ana (Haklı Sebep) - Sebebin kalkmasından 1 ay TMK 303/3

Kesin Hüküm ve Kazanılmış Hak Sorunu

Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez. Bu nedenle, AYM'nin iptal kararından önce, süresi geçtiği için reddedilmiş ve kesinleşmiş davalar yeniden açılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/370 K. sayılı kararı bu durumu teyit etmiştir: "Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce hak düşürücü süre dolduğundan davalı yararına maddi anlamda kazanılmış hak doğduktan sonra açılan dava reddedilmelidir."

Ancak, daha önce hiç dava açılmamışsa, iptal kararı sonrası (süre geçmiş olsa bile) çocuk dava açabilir; çünkü burada henüz kesinleşmiş bir ret kararı yoktur.

Babalık Davasının Mali ve Hukuki Sonuçları

Babalık hükmünün kesinleşmesiyle birlikte, baba ile çocuk arasında evlilik içi doğan çocuklarla tamamen aynı hukuki statü kurulur. Bu statü, nafaka, tazminat ve miras haklarını beraberinde getirir.

İştirak Nafakası

Soybağının kurulmasının en ivedi mali sonucu nafaka yükümlülüğüdür.

  1. Niteliği: Babanın, çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine katılma borcudur (TMK 328).
  2. Başlangıç Tarihi: Yargıtay uygulamasına göre, babalık davası ile birlikte nafaka talep edilmişse, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere nafakaya hükmedilir. Eğer dava devam ederken tedbir nafakası bağlanmışsa, karar kesinleşince bu nafaka iştirak nafakası olarak devam eder.
  3. Geriye Dönük Talep: Dava tarihinden önceki dönemler (örneğin çocuk 5 yaşındayken dava açıldıysa, ilk 5 yılın masrafları) iştirak nafakası adı altında istenemez. Ancak bu dönemdeki masraflar, annenin TMK 304 kapsamındaki talepleri veya genel hükümler (sebepsiz zenginleşme/vekâletsiz iş görme) çerçevesinde değerlendirilebilir.

Ananın Mali Hakları (TMK 304 Tazminatı)

Babalık davası sadece çocuğun değil, annenin de doğum kaynaklı zararlarını tazmin eder. TMK 304. maddesi, anaya babadan şu kalemleri talep etme hakkı verir:

  1. Doğum Giderleri: Hastane faturası, doktor ücreti, ebe masrafı vb.
  2. Doğumdan Önceki ve Sonraki 6 Haftalık Geçim Giderleri: Annenin hamileliğin son evresi ve lohusalık döneminde çalışamayacağı varsayılarak, bu 12 haftalık süredeki barınma, beslenme ve yaşam giderleri babadan talep edilebilir. Bu talep için annenin çalışıyor olması şart değildir; ev hanımı olsa bile bu iaşe bedelini isteyebilir.
  3. Gebelik ve Doğumun Gerektirdiği Diğer Giderler: Hamilelik sürecindeki testler, yol masrafları, ilaçlar.

Mahsup Kuralı: Eğer anneye Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından doğum yardımı veya geçici iş göremezlik ödeneği verilmişse, ya da üçüncü kişiler (örneğin dede) masrafları karşılıksız üstlenmişse, bu miktarlar hakkaniyet gereği tazminattan indirilir. Amaç anneyi zenginleştirmek değil, zararını gidermektir.

Çocuk Ölü Doğsa Bile: TMK 304/2 uyarınca, çocuk ölü doğsa dahi anne bu giderleri babadan talep edebilir. Çünkü masraf ve iş gücü kaybı doğumun canlı olup olmamasından bağımsız gerçekleşmiştir.

Manevi Tazminat Sorunu

Uygulamada en sık tartışılan konulardan biri, annenin veya çocuğun "babalığın benimsenmemesi" nedeniyle manevi tazminat isteyip isteyemeyeceğidir.

  • Genel Kural (Red): Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, babanın babalık davasına karşı koymasını, DNA testi istemesini ve soybağını reddetmesini bir "hak arama özgürlüğü" ve "savunma hakkı" olarak görür. Bu nedenle, sadece babalığı kabul etmediği için babaya manevi tazminat yükletilmez.
  • İstisna (Haksız Fiil): Ancak, olayda salt babalık inkârının ötesinde, "evlenme vaadiyle kandırma", hile, tehdit veya kişilik haklarına doğrudan saldırı (hakaret, iftira) varsa, bu durumda babalık davasından bağımsız olarak TBK m. 49 (Haksız Fiil) çerçevesinde manevi tazminat talep edilebilir. Bu tür davalar genellikle Asliye Hukuk Mahkemelerinde genel hükümlere göre görülür.

Mirasçılık

Babalık hükmü kesinleştiği andan itibaren, çocuk babanın yasal mirasçısı olur. Miras payı, evlilik içi doğan çocuklarla eşittir.

Geçmiş Mirasın Paylaşımı: Eğer baba dava sürerken veya dava açılmadan önce ölmüş ve miras diğer mirasçılar arasında paylaşılmışsa; babalık hükmünü alan çocuk, "Miras Sebebiyle İstihkak Davası" açarak payını diğer mirasçılardan geri isteyebilir. Bu hakkın kullanımı da belirli sürelere tabidir, ancak babalık hükmü kesinleşmeden bu süreler işlemeye başlamaz.

Sonuç ve Değerlendirme

Türk hukukunda babalık davası, biyolojik gerçeğin hukuki statüye tahvil edilmesi sürecidir. HMK 292. maddenin getirdiği "zorla DNA testi" mekanizması ve Anayasa Mahkemesi'nin hak düşürücü süreleri çocuk lehine kaldırması, bu davaların niteliğini "şekli gerçeklik" arayışından "maddi gerçeklik" tespitine dönüştürmüştür.

Bugün gelinen noktada, babalık iddiası karşısında "inkâr" stratejisi hukuken sürdürülemez hale gelmiştir. Bilimsel ispatın kesinliği (%99.99), mahkemelerin takdir yetkisini neredeyse sıfıra indirmiştir. Hukuk sisteminin verdiği mesaj açıktır: Biyolojik babalık, sadece genetik bir veri değil, kaçınılmaz hukuki ve mali sorumluluklar paketidir. Bu sorumluluktan zaman aşımı veya usuli itirazlarla kaçmak, çocuğun üstün yararı karşısında artık mümkün değildir.

Hukuk uygulayıcıları için en kritik husus, sürecin usuli aşamalarını (özellikle soybağının reddi ön şartını ve DNA incelemesi taleplerini) hatasız yönetmektir. Vatandaşlar içinse bu dava, çocuğun geleceğinin, kimliğinin ve ekonomik güvenliğinin teminatı olarak görülmelidir.

Babalık Davası İçin Profesyonel Destek

Deneyimli aile hukuku avukatlarımızla ücretsiz ön görüşme yapın.

Hemen İletişime Geçin